Kara kış bütün ülkemizde yaşamı felç ediyor. Yollar kapanıyor, trafik altüst oluyor, zincirleme kazalar meydana geliyor. Çığ düşüyor, insanlar mahsur kalıyor, yaşamlarını yitiriyor. Hayatın her alanında kar yaşamı olumsuz etkiliyor. Özellikle İstanbul gerek insan yoğunluğunun gerekse trafik yoğunluğunun olumsuz etkilerini en çok hisseden ilimiz oluyor. Doğal afetlerle mücadele hem riskli hem oldukça pahalı bir mücadele biçimidir. İnsanlar, iş makineleri durmadan çalışır, yollar açılır kamyon dolusu tuzlar yollara serilir. Her şey yoluna girdi diye düşünülürken birden bir kar yağışı yeniden başlar bütün çalışmalar boşa gider. Ve her şeye sil baştan yeniden başlanır. Dünyanın ekolojik dengesinin bozulduğu, bilinen alışkanlıkların bertaraf olduğu o denli kendini hissettiriyor ki; hepimiz biliyoruz ki artık kışlar batıda daha ağır ve daha soğuk geçmeye başladı. Belki rüyamızda görsek inanmazdık ama işin doğru bu… İstanbul, Ankara ve pek çok büyük ilimiz karakışla boğuşuyor. İlgililer halkı sık sık uyarıyor; herkes toplu taşıma araçlarını tercih etmelidir. Mümkün olduğunca özel araçlar park yerlerinde saklı tutulmalıdır.
Bugünlerde deprem uzmanları İstanbul ile ilgili yeni senaryoları ortaya atıyorlar. Şimdiye kadar bilinmeyen yeni bir fay hattının varlığından söz ediyorlar. Yeni fay hattı belki İstanbul için depremi tetikleyici mahiyette olmayacak ama fay hattı harekete geçtiğinde yedi şiddetinde bir depreme neden olabileceğinden söz ediliyor. Öteden beri İstanbul’a Anadolu’dan yığınla gelen göçün önüne bir şekilde geçilmesi gerekiyordu. İşi, parası, aşı olmayan on binler, yüz binler taşı toprağı altın bildikleri bu şehre akın akın göç etmişlerdir. İstanbul bu haliyle Avrupa da pek çok devletten daha çok nüfusa sahiptir. Sadece günlük üç ile dört milyon insanın giriş çıkış yaptığı biliniyor. Kalabalık şehirlerin sorunları hep zorlu ve karmaşık olmuştur. Sadece trafiği rahatlatmak için milyarlarca dolar yatırım yapılmış olmasına rağmen gelinen noktada alınan hiçbir önlem yeterli olamamıştır. Aksine İstanbul trafiği her geçen gün çıkmaza girmektedir. Şehrin güvenliğini sağlamak ise apayrı bir sorundur. Farklı ve önemli tedbirleri birlikte almak kaçınılmazdır.
2011 yılı içinde TOKİ beş yüz bin adet konut üretti.
Aynı yıl içinde özel sektörde dört milyon beş yüz bin konut üretti.
Toplamda beş milyon yeni konut deprem yönetmeliğine uygun yapılmıştır.
Ülkemizin yirmi milyon konutu olduğu düşünüldüğünde dörtte birinin depreme dayanıklı konutlar olduğunu görmek insanı gerçekten rahatlatıyor. İnşaat sektöründe ülkemiz çıtayı yükselten ülkelerin başını çekiyor. Hatta bir araştırmada inşaat sektöründe ülkemizin ikinci sıraya yükseldiğinden söz ediliyor. Aynı tempo sürdürülürse dört beş yıl içinde tüm konutların depreme dayanıklı hale dönüştürüleceğini söylemek mümkündür. Ülkemizin deprem bölgesinde olması nedeniyle bu alandaki çalışmalar gerçekten çok önemlidir.
Gerçekten büyük kentlerimizde gözle görülür bir hızla eski konutların yıkılarak kentsel dönüşüm projesine katılmasını görmek mümkündür. Yeni üretilen konutlar en gelişmiş inşaat teknolojisine göre yapılıyor. Radyan temelli, uygun kullanım amaçlı ve izolasyonlu ve en önemlisi dayanıklılık yönüyle günümüzün birer teknoloji harikası olarak yükseliyorlar. Üstelik teşviklerle, kredilerle kira öder gibi konut sahibi olma imkânı artık günümüzde pek yaygın…
Artık ticari amaçlı hatalarımızdan uzak durmalıyız.
Hayatımıza bile mal olan bu alışkanlığımız millet olarak önemli eksikliklerimizdendir.
Rant uğruna yeni yerleşim yerlerini açarken depreme açık bir alan olup olmadığını umursamıyoruz bile. Bir şekilde yatırımların yoğunlaştığı ticari boyutunun öne çıktığı alanlar, ekonominin itici bir gücü gibi sergileniyor. Ve insanlar oralardan ev, işyeri, konut alabilmek için birbiri ile yarıştırılıyor. Oysa yeni olmasına rağmen bu yerleşim birimlerinin altlarından, yakınlarından aktif fay hatları geçiyor. Çıkarlar için her olasılığa ne yazık ki göz yumuluyor. Ülkemizin hemen her şehrinde bu yanlışlıklara imza atılmıştır. Umulur ki budan böyle insan yaşamının önemi daha anlaşılır ve bu tür yanlışlıklara meydan verilmez. Tabii ki ilk depremde bu alanlar yerle bir olunca olan yine vatandaşımıza olmaktadır. Üstelik hem can kaybı hem mal kaybı söz konusudur. Milletçe çektiğimiz gözyaşı ve acıyı da hesaba katmak gerekir.
Sevgi ile kalın.