14 Ağustos 2001 yılında Adalet ve Kalkınma partisi kuruluşunu tamamlayarak siyaset sahnesindeki yerini aldı. Ak Partinin başarısı veya başarısızlığı bir yana, arkasına aldığı halk desteği ile Türk siyasetinde yeni bir çığır açtığı muhakkaktır. Kimilerine göre seçmenin niteliği değişmiştir, kimilerine göre sesini çıkarmayan duyarsız deyim yerinde ise omurgasız bir toplum profili ortaya çıkartılmıştır. Kimilerine göre devletin üniter yapısında önemli gedikler açılmıştır ve cumhuriyet tehdit altındadır. Kimilerine göre etnik sorun Kürt sorunu haline dönüştürülmüş, bu yolla PKK terör örgütünün varlığına sebebiyet verilmiştir. Kimilerine göre sistem fakiri daha fakirleştirmiş, zengin ise sermayesine sermaye katmıştır. Böyle düşünenler halkımızı oluşturan dilimin yarısıdır.
Diğer yarısı Ak Partiyi Türk siyasetinde bir milat olarak görüyor.
Bütün tabular yıkılmıştır. Asker hegemonyasına son verilmiştir. Cumhuriyetin en büyük sivilleşme harekâtı başlatılmıştır. Ordu tamamı ile siyasetin dışına itilmiştir. Türk ekonomisi iç ve dış dinamikleri ile bir rüzgâr gibi esmektedir. Her yıl büyüme rekorlar kırılmaktadır. Eskiden 70 sente avuç açarken şimdi IMF kredilerine sırt çeviren ender ülkelerden birisi haline gelinmiştir. Eğitimde, sağlıkta, sosyal güvenlikte önemli aşamalar kaydedilmiştir. Eskiden bir ile üniversite açılması olay olurken, şimdi her ile üniversite getirilmiştir. 2011 yılında sadece TOKİ 500 bin konut üretmiştir. Boğazın altından Marmaray tüp geçit bitirilmiş, üçüncü köprü yoldadır. Cumhuriyetin niteliklerine asıl şimdi sahip çıkılmıştır. Ülkemizin dünya üzerindeki misyonu giderek yükselmektedir.
Öyle ya da böyle her insan düşüncesinde özgürdür.
Ancak var olan gerçeğin altını çizmek gerekir. Üçüncü kez oyunu artırarak görev alan siyasi bir oluşum galiba gezegenimizde yok. 2002 yılındaki koalisyon hükümetinin verileri, günümüz verileri ile karşılaştırılıyor; aradaki fark dilimin diğer yarısında olanlar için önemli bir haz kaynağı oluyor. 2002 de altın dâhil rezervlerimiz 8,5 milyar dolar iken 2011 sonu itibari ile 23,5 milyar dolara yükselmiş. 2002 de 13 milyon turist gelmiş, 2011 de 31.456 bin kişi ülkemizi ziyaret etmiş. Turizm gelirlerimiz yine 2002’ye göre 8,5 milyar dolardan 23 milyar dolara yükselmiş. İhracatımız cumhuriyet döneminde bir rekora imza atarak 135 milyar dolara yükselmiştir. Rakamların dili ile hükümetin icraatı bu istikamettedir.
Sevabıyla günahı ile her şey ülkemiz içindir.
Yıllardan beri süregelen burnunun doğrultusuna gitme alışkanlığımız artarak sürüyor. Düşünce olarak bir oluşumun karşısında isek önümüze çıkan mönü iyi de olsa kötü de olsa kesin kötüdür kanısını taşıyoruz. Eğer oluşumun içinde isek de hatasını, günahını görmeden her şey mükemmeldir gözü ile bakarız. Galiba millet olarak en büyük eksikliğimiz bu yöndedir. Objektif olmayı bilmiyoruz. Sistemin aksayan yanlarını eleştirip ders çıkarmayı, iyi yanları ile de gururlanmayı hiç beceremedik. Tek düşüncemiz olayların kafa yapımıza uyup uymama meselesidir. Uyuyorsa her şey günlük güneşliktir, oh ne ala hayat der ayaklarımızı uzatırız. Uymuyorsa da her şey karamsarlık içindedir, bütün yaşantımız alt üst olmuştur. Kendimizi yenileyip aşmasını hiç beceremedik. Hiçbir şey mükemmel değildir ancak iyi yanları da olabilir, kötü yanları da bulunabilir. Hiçbir şey çok iyi hiçbir şey çok kötü olamaz. Bir şeyi çok iyi ve çok kötü yapan bizleriz. Siyaset anlayışımızda bu yönde oluşunca birbirine zıt iki kutup ortaya çıkıyor. Toplumun bir kesimi mutlu diğer yanı mutsuz oluyor.
Kuşkusuz 70 milyonluk bir ülkeyi yönetmek kolay değildir. Belki çok eskilerde olunsaydı; insan ihtiyaçlarının çeşitlenmediği, beyaz eşyanın, televizyonun olmadığı, şebeke suyunun, elektriğin evlere girmediği yıllarda bir sorun olmazdı. Zira o dönem insanlar tek şeyin peşindeydiler. Karınlarını doyurabilmek. İnsanların bu ahval içinde olmaları elbette beklenemezdi. Öğrenciler olmasaydı okulları ne güzel idare ederdim diyen bir milli eğitim bakanının düşü ne kadar süreli olabilirdi? İnsan var oldukça teknoloji kaçınılmazdır. Ancak gelişme aşamasındaki toplumun sancısı diğerleri ile karşılaştırılamaz derecede ağırdır. Üstelik diğerlerinin aç gözleri üzerimizde iken her telden sorunlar yumağı önümüze yığılacaktır. İleri demokrasi yaklaşımı ülkemizin mihengi taşlarını oynatmış, değerlerimizi sarsmıştır. Bize ders vermeye kalkışanlar kendi meclislerinde ülkemizin geçmişini yargılama cüretinde bile bulunmuşlardır. O toplumlar sözde kendilerini birkaç aşama ileride gördüklerinden akıllarınca diledikleri yaptırımları uygulayabilecekleri zannını taşımaktalar. Bizse iç meselelerimizde ötekileştiriliyoruz. Etnik yanımız kaşındıkça da meselelerimiz büyüyüp çığırından çıkıyor. Dün top yekûn bizi yargılamak isteyen Fransa, sağduyu sahibi vekilleri sayesinde koca bir yanlıştan dönülmenin umutlarını nihayet yakalayıverdi. Yasanın karşısında olan kalabalık bir vekil grubu Fransız anayasa mahkemesine başvuruda bulundu. Umulur ki anayasa mahkemesi parlamentonun hatasını düzeltir ve sağduyu kazanmış olur.
Sevgi ile kalın.